Bu gece ilk kez yüreğin kaleme dökülecek satırlarda boğulacaksın.. ilk defa seni sana yazıyor olacağım.
Bu gece ben sen olacağım ve sen kendini göreceksin ayna misali bu şiirde…
Haklısın, bu gune kadar sustuğum kadar anladın beni, gizli saklı kelimelerde gizledim seni. Söyleyemedim, diyemedim dememeliydim zaten biliyordum hakkım yoktu…
Sevmedimmi? Hemde nasıl! Sustum sadece sustum cünkü özgür bırakacak kadar çok seviyordum seni. Yeri geldiğinde mutluysan beni düşünme, arkanı dön ve git diyebilecek kadar çok…
Buna rağmen kapılarım hep açıktı sana, istediğinde dön diye bana. Ama zamanla sen gel gitlerin arasında kayboldun ve başına olmayacak işler açtın. Biliyorum, çok kez sustuklarım kanattı seni, yaralar açtım gönlüne, seller yağdırdım kimi akşam gözlerine.. fırtınalar koparttım içinde ve sen savruldun başka diyarlara. Seni senden alanda bendim terkedende…
‘’elde var hayat’’ tavrını çok sevdim! Tanıdık limanları terkedemedin sen, denizi seviyordun ama hırçınlığına gelemezdin! Gemilerin battığında mutlaka seni kurtaracak bi sandal ve seni orda cani gönülden usanmadan bekleyen bi kayıkcın vardı! Bilmediğin yolda yürümez, gittiğin yoldan dönmez, vazgeçmezdin; tanıdık sokaklar tek adresindi…
Hiç korkmadım seni yalnız bırakmaktan, cünkü sandığın gibi yalnız değildin! Herşeyden önce Allah var bilirdim ve sen hep Ona emanettin.
Söylemediğim daha bi çok şey vardı; mesela geceyi sabaha bağlayan saatlerin kalbimdeki keskinliğini hiç bilmedin sen.. sancılarımı duymadın akan göz yaslarımı görmedin.. senin için yazdığım şiirleri hiç okumadın hatta! aşk sessizdi bende, dile gelmeyecek kadarda asildi.
Herkes gibi sevmedim yani seni, sözümde değil özümdedi sevda çiçeği. Aklıma geleni dilime değdirmedim senin gibi; gönlümden geçeni kalbimde ağırladım… seni içimde sakladım dışıma yasakladım.
O çok söz ettiğin gözlerimden bile sakındım.
Hiç bi zaman kızmadım sana, kızamadım.. yeri geldi ağır konuştum belki kalbini kırdım ama seni öyle bırakıp gidemedim, özrüne vefana sığındım kimi zaman, her defasında affettin cünkü sende beni çok seviyordun.
Aynı sabah ayrı yerlerde uyandık belki seninle, ama gerçeklere kafa tutan ve bizi kavuşturan ruyalarımız vardı…
Sen ve ben aynı cümlenin içinden bile geçemezken bir aşk romanında acı sonla biten iki kahraman olduk! Bir hikayedik biz, eski bir tiyatro sahnesinin son oyuncularıydık.. bize verilen ‘’mutluymuş gibi yaşamak’’ rölünün, hem alnımızın akı hemde kalbimizin kanıyla üstesinden geldik. Bizi tebrik ediyorum!
Biliyormusun? Hic konuşmayacak gibi susanlar hic susmayacak sözler barındırıyormuş içlerinde!
En ağır gelenide gönüle, sevdiği halde ‘’seviyorum’’ diyememekmiş! ölmekmiş kendi içinde ve öldürmekmiş sevdiği insanı…
Sonra satırlarla haykırmakmış ‘’az kaldı az, senin gitmene benimde bitmeme, az kaldı az’’!
Gecenin bi yarısı kalkıp kalbini sızlatmak istedim, sızlatıysam şayet hala orada olduğum demektir; sızlatmadıysam eğer sızlayacak bi kalp bile bırakmamışım demek!!!
Yukarıda yazılanlar senin içindekilerdi; bu yazıda senin, yani konuşan sendin!
Söyleyemediklerin vardı senin; hiç üşenmedim kaleme kağıda getirdim…
Sustukça anlatırdın halbuki, duymadım sanma istedim…
nickal : 27.06.2011 03:27:42 Tarihinde bu mesajı düzenledi..
--------------------
