Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

6 yaşında ilköğretim ile adım attığımız eğitim dönemi, ortalama 24 yaşlarında mezun olan bir üniversite öğrencisnin, hayatının en önemli, en saf, en parlak ve en güzel yıllarıdır. Her insan ömrünün sonuna dek bu dönem içerisinde ekmiş olduğunu biçer. Kuracağı aile, çocuklarını yetistirme bilinci, sosyal yonu, maddi durumu, özellikle toplumuna verebilecekleri ve hayata bakış açısı, eğitim dönemi içerisinde kazandıkları sonucu kişide oluşur.

Batı Trakya’mızda ise ilköğretime başlıyan bir cocuk, zorluklarla geçecek olan bir eğitim dönemine ilk adımını atmış oluyor, daha doğrusu ana okulları problemi yüzünden bu adımı, ilk okulda atmak zorunda kalıyor. Ve ilk okulu bitirince; en azından temelini öğrenmesi gereken Yunancanın, sadece 5 kelimesi ile yetinmek zorunda kalıyor. Türkçe dersi, dil bilgisi dedikten sonra, fiiller sıfatlar türlü türlü nesneler var diyebiliyor belkide ama, bunların ne işe yaradığı, ancak bir Azınlık Orta okuluna giderse öğreneceği şeyler oluyor. Matamatikte ise sadece çarpım tablosunun öğrenilmesi, çıkarmanın toplamanın becerilmesi, maalesef bir çok aile için yeterli seviyede kabul ediliyor. Halbuki kitapları incelediğimizde bazı değişik konular karşımıza çıkmıyor değil ama, bu konuları cocuklarda görmek kısmet olmuyor. Diini konuda ise; okulda görülen haftada bir saatlik dersin ardından bir çok bölgemizde cami imamlarımızın yapmakta olduğu etüd uygulaması ile dualar ve namazlar öğretiliyor, ama din sadece Fatihadan ve kılınacak namazdan ibaret olmadıgını ve bir inanç oldugunu düşündüğümüzde, cocukların alacağı Din Kültürünün önemi göz ardı edilmemesi gerekiyor, fakat bölgemizde bunun adına çok büyük eksikliklerin olduğunu görüyoruz.

 Ve cocuk artık bir ortaöğretim talebesi olmuş oluyor.

Ortaöğretim’e temeli zayıf bir sekilde başlayan öğrenci, özellikle ilk yıllarda okula adapte olmakta büyük zorluklar cekiyor, özellikle köylerimizden olan talebelere müfredat çok ağır geliyor, okuldan sonra almaları gereken kurslar, bütün haftayı tamamen dersle geçirmek zorunda kalmaları, hatta ve hatta böyle bir öğrencinin Yunan orta okuluna gittiğini düşünelim, ve Yunanca’sının zayıf olduğunu ve bütün hafta boyunca görmüş olduğu derslerin yarısını dahi anlamada zorluk çektiğini....Bu konuda ailelerin vermiş olduğu desteği, geçtiğimiz eğitim dönemi ortalarında, orta okula giden bir öğrenci velisi ile bir köy kahvesinde yapmış olduğum ufak bir sohbette, kendisinin kurmuş olduğu bir cümleyi aktararak kısaca geçmek istiyorum, çünkü öğrenim gören birçok Batı Trakyalı öğrencinin, okul / aile bağının ne seviyede olduğunu, ailelerin verdiği desteğin ve yardımın nasıl bir düzeyde olduğunu tam anlamı ile anlatan bir cümle:

“Ne biçim şey böyle bu OKUMAKLAR!”

Bikaç yıl çabaladıktan sonra okulu bırakarak farklı işlerde çalışmaya başlayan cocuklar, çoğunluğu oluşturuyor ve okulla alakalarının kesilmesi sonucunda, eğitimden tamamen uzaklaşıyorlar... Köylerimizde kütüphanelerin olmaması ve genel olarak gençliğimizin kitaba ulaşmasının özel çaba gerektirmesi, gençliğimizin kültürden, sanattan yoksun büyümelerini sağlıyor, bu da baktığımızda kendi öz kültürünü bilmeyen, tarihini bilmeyen, dinini bilmeyen, ..... kendini bilmeyen bir gençlik tablosu önümüze çıkartıyor.

Ortaöğretim çağındaki bir gencin yaşaması gereken sosyal hayatla, Batı Trakyamızda yaşananın arasında dağlar kadar fark var. Tiyatro, sinema, müzik, resim, siir gibi kültür ve sanatsal anlamda konularla uğraşan gencimiz, hiç yok denilecek kadar az. Az sayıda da olsa arada bir yapılan kültürel faaliyetlere ise katılım yok denilecek kadar az. Halbuki her aksam olan eğlence ve düğünlerde ise, mekanlar almıyor, ve belkide gençliğimizi en çok kötü yola sürükliyen, bu ortamlar oluyor. 13 yaşlarında cocukların ellerinde alkol şişeleri, eski düğün adetlerimizde olduğu gibi, kızların ve erkeklerin ayrı saflarda, genelde karşı karşıya durmalarının ortadan kalkması, son yıllarda ise kız çocuklarının dahi köşelere çekilerek, alkol ve sigara tarzı kötü alışkanlıklara başlaması ve bunun hızla ilerlemesi, bir çok eğlence veya düğünlerde, gruplar arası veya farklı köy gençleri arasında çıkan kavgalar, bu ortamlarda büyüyen cocukların şiddete ve alkole olan eğilimlerini dahada çok arttırıyor, akabinde ise gençler arasında en populer olan kişi, en çok kavga eden, en çok içki içen, içkili kadınlı ortamlarda en çok bulunan kişiler oluyor. Bu ortamlardan uzak durmaya çalışan az sayıdaki kişiler ise, aptal, yaşamayı bilmeyen kişiler olarak tabir ediliyor.

Okula devam edenlerin ise karşısına ap ayrı sorunlar çıkıyor, özellikle lise son sınıfa gelen ve üniversite sınavına giren gençler, Azınlık Okullarında Türkçe gördükleri dersleri yunanca vermeleri, bu sınavda çok düşük notlar almalarına sebep oluyor, Yunan okullarından mezun olanlar biraz daha iyi sonuçlar alsada, bu okullarda okuyanlar ise Azınlık Okullarında okuyan öğrencilerin gördükleri bazı derslerden mahrum kalıyorlar. Üniversite sınav sonuçları açıklandığında bakıyoruz ki bizim öğrencilerimiz, Yunanlı öğrencilere uygulanan barajın altında kalıyorlar, barajı geçenlerin sayısı yok denilecek kadar az maalesef. Kontejan sistemi sayesinde az puanlada olsa biryerlere giriliyor belki ama, üniversite sıralarında, Yunanlılarla aynı sıralarda, aynı seviyede yarışmak zorunda kalıyoruz. Bazı arkadaşlarımız bu nedenle Türkiyedeki üniversitelere başvursalarda, dönüşte onları ap ayrı bir zulüm bekliyor, DIKATSA.

Üniversiteye giriyoruz belki girmesine ama nereye giriyoruz, genelde babalardan doktor/mühendis olma istekleri, çevrenin avukatlık öğütleri, üniversiteye adım atıcak olan bir çok gencimizin kendi adına sağlıklı karar vermesini büyük ölçüde etkiliyor. Hiç araştırma yapmadan sistemi hakkında, görülen dersler hakkında ve ben buraya girersem nekadar başarılı olabilirim sorusu sorulmadan yapılan tercihler sonucu kazanılan bölümler, büyük hayal kırıklıkları yaratıyor. Öyleki matamatiği sevmiyorum deyipte mühendis olucam deyenlerin sayıları, biyolojiden kimyadan nefret edipte eczacı olmak istiyorum deyenlerin sayısı okadar çok ki, bu çağdaki çocuklara kesinlikle rehberlik edilmesi gerekiyor.

Ve artık üniversiteli oluyoruz, ilk derste daha, yapılan dersi anlamamak klasik bir sorun, yine Yunancamız zayıf. “Aman Allahım oda ne, ders matamatik, burda bile karşımıza çıktı kurtulamadık gitti, hemde üç tane varmış matamatik 1, matamatik 2, matamatik 3. ilk derste daha türev anlatılır mı be kardeşim, ne zor şeymiş bu mühendis olmak!! ” Zaman akıp geçiyor, ve başarısız geçen snavlar sonucu arkada biriken dersler gittikçe çoğalıyor, Yunancanın eksikliği okuldaki arkadaş cevresini büyük ölçüde etkilediği gibi derslerde de alabileceği yardımları olumsuz yonde etkiliyor, belki ilk sene daha bıraksa, tekrar üniversite sınavına girse, bu ilk yılı bir deneyim olarak görüp başarılı olabıleceği bir bölüme geçse... Ama oda olmuyor, çünkü: “Benim oğlum mühendis olucak!”

Başarısızlıklarla geçen okul günleri kişinın tamamen okuldan uzaklaşmasına neden oluyor, daha sonra sabahlara kadar alkollu ortamlarda bulunmaları ve hatta böyle ortamlarda marihuana dedikleri uyuşturucu niteliği taşıyan tütünlerin kullanılmaya başlandığınıda, sıklıkla duyar olduk. Kötü giden okul hayatı ile, aile arasındaki bağlarında olmaması, o yaşlarda bir gencin bir şekilde kendini bir yerlere kanıtlama arzusu, kendini güçlü hissedeceği ortamlarda bulunma isteği ve bu duyguları böylesine kötü ortamlarda rahatlıkla bulabılmeleri, onları adeta uçuruma sürüklüyor. Ve günün birinde ipler kopuyor.

Zamanla yaşadığı zorlukların üstesinden gelen arkadaşlarımızda yok değil, sonunda doğru yeri bulanlarda oluyor, geçte olsa mezun olanlarda oluyor, ama temelinin zayıf olması nedeni ile devam edemeyenler maalesef çoğunluğu oluşturuyor. Sadece cebine koydukları parayla adam olma beklentisi ailelerimizn en büyük problemi, çocuklara maddi boyutun haricinde destek hiç yok denilecek kadar az, belkide onlarıda bu konuda suçlamamak gerekiyor, çünkü onlar mühendisin büyük adam olduğunu ve zengin olduğunu düşünüyorlar, ve bir anne/baba olarak kendi evlatlarınında öyle olmasını istiyorlar, bu konuda gençlerimizden önce, toplumumuzun büyük bir çoğunluğunu oluşturan köylerimizdeki tahsil görmemiş ailelere ulaşarak, seminerler veya benzeri etkinliklerle kendilerine “Çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz?” konusunda bilgiler verilmelidir, bu konuda da en büyük görev sivil toplum örgütlerine düşmektedir.

Daha güzel yarınlarımız adına, sosyal ve kültürel faaliyetlere büyük önem ve destek vererek, özellikle bu faaliyetlere gençlerimizin ilgisini çekmek gerekmektedir. Şu anda hakım olan: “Gelcemde ne olcak? Gitcemde ne kazancam?” düşüncesi, tamamen sorumsuzca yaşama tarzları değiştirilmeli, sosyal faaliyetlere katılmalarının aslında kendilerine çok şeyler kazandıracağı anlatılmalı, sorumluluk duygusunun önemi aktarılmalıdır.

 

5. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Kurultayı
Erdal Hüseyin

Rastgele Makale

Hayat tekerrürden ibaret dediler dinlemedik
Biz yaşayarak öğrendik 
Ta ki o yola çıktığımız insandan eser kalmadığını anlayana kadar

Devamını oku...