Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

       “Herşey yarınlarımız için” diyerek durmadan yeni imkanlar ve yenilikler peşinde koşarız. Onlardan biri de, iyi imkanlar sunan daha doğrusu iyi bir ücret alabilmek için, yurtdışına özelliklede Hollandaya açılmamız…

      Peki istediğimizi alabiliyormuyuz?

Kimilerine göre belkide evet, fakat bana göre “hayır”.

       Yabancı bir ülkede çalışabilmek için, ilk başlarda bizlere yardımcı olabilecek aracı ve tanıdıklarımız olması şart. Fakat yurtdışında iş bulmamıza aracılık yapan bazı işçi şirketleri, diğer bir deyişle insan ticareti yaparak ayakta durmaya çalışan bazı şirketlerin işçileri(gençleri) sömürmekten başka bir başarıları yok. Bunu yapmak içinde herhangi bir yeteneğe, tecrübeye gerek yok. Her şey sistemin bir parçasıymış gibi aleyhimize işler, çünkü kendimize ait bir sistemimiz yok. Oradaki bazı şirketlerin haksız uygulamalarına ve hatta oradaki hayat tarzına uymak zorunda mecbur kalıyoruz. Dil bilmeyiz, yol bilmeyiz, sığınacak bir liman ve elimizi tutacak birisini ararız.

Tam o sırada kurtarıcı olarak o bazı şirketlerin yetkilileri devreye girer ve bir iş anlaşmasına imzamızı atarız. Belgeler yabancı bir dilde olduğu için, nasıl bir anlaşmaya imza attığımızı bilmeyiz.

        Anlaşma formunda genellikle şu maddeler olur:

•           En az altı ay çalışmalıyız (çalışmak zorundayız). Eğer daha erken bir tarihte işten ayrılıyorsak, şirket paramızı ödememe hakkına sahiptir.

•           Bize açılan banka hesabi genellikle şirketin kontrol altındadır ve istendiği zaman kapatılabiliyor.

•           Başımıza gelebilecek her türlü kazadan kimse sorumlu değildir.

•           Hatta bazı şirketlerde bir ay çalıştıktan sonra, belgeler üzerinde işten ayrılmış olduğumuzu gösterilebilir. Dolayısıyla hakkımızı aramaya kalktığımızda (bile), hiç bir şeyi ispatlayamayız, çünkü belgelerde o şirkette çalışmadığımız belirtiliyor.

        Hayat kalitesinden bahsetmek mümkün değildir. Askeri kamplarını anımsatan bir görüntü mevcuttur. Bir evde beş - altı kişinin kalmak zorunda olduğunu düşünürsek ve insanın ırkına, rengine göre sergilenen davranışları göz önünde bulundurursak, bir işçinin dayanma hırsını ve psikolojisini bitiren sebeplerden bazılarını göstermiş oluruz.

Genelde monoton bir hayat sürdürürüz: İş yerinden eve, evden işe.

Hafta sonları ise kendimizi karanlık sokaklara bırakırız, her genç için hayatının dönüm noktası haline gelen o sokaklara bırakıveririz kendimizi, hiç düşünmeden.

Özelliklede Batı Trakya gibi içine kapanmış, kutuplaşmış değerlerin yüksek olduğu bir bölgenin genci olduğumuzdan, oradaki potansiyele ve seviyeye ayak uydurabilecek bir alt yapıya sahip olmadığımız için malesef uzaktan parlak ve lüks gibi görünen o ışığa kendimizi kaptırmaktan kurtaramıyoruz.

Sonuç olarak: Bölgemize, evimize geri dönemediğimizde oluyor.

       Tarihe baktığımızda, yıllar önce Batı Trakya'da en büyük kimlik göçe şahitlik ettik. Şimdi ise, gençler arasında en büyük ekonomik ve beyin gücünü yaşıyoruz. Nasıl yaşamıyalim ki? Yatırımın neredeyse hiç olmadığı, toz ve topraktan başka pek bir şeyin olmadığı bir bölgede kim, neden dursun ki?

       Giden gitmiştir, hiç olmassa gittiği yerde rahat etsin düşüncesi ile hareket edecek olursak  ‘’güzele güzel demem benim olmadıkça’’ deyimini uygulamakta fayda vardır. Bir araya gelip kendi sistemimizi kendi şirketimizi oluşturmak Hollanda işçileri için yapılabilecek en iyi yatırımlardan biridir.

Kose Memet Ridvan

Rastgele Makale

«…Αν δεν επενδύσουμε στα παιδιά όλα τα βασικά και μακροπρόθεσμα προβλήματα της ανθρωπότητας θα παραμείνουν βασικά και μακροπρόθεσμα προβλήματα…»

Devamını oku...