Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Üniversite hayatında öğrenciler hem derslerin zorluğu; hem de sınav stresi yuzunden kendilerine boş zaman ayırmaya çalışırlar ve sonucunda belki de gereğinden fazla ayırırlar. Asıl amaç okulun verdiği stres saatlerinden biraz olsun uzaklaşmak kafayı dinlemektir.

Okul haricinde hoş vakit geçirmek adına öğrenci kendine uygun bir program oluşturur veya genelde olduğu gibi programsız yani kafasına o an eseni yapar. Bu zaman diliminde bazıları akşam eğlence mekanlarına, bazıları “TAVERNA” deyimiyle lokantalara yemek yemeye gider. Bazıları  spor yapar ( futbol, basketbol maçı, vb.), bazıları sinemaya gider hatta belki tiyatroya gidenler de vardır.

 

Büyük bir bölümü de ekonomik krizden olsun diyelim sinemayı evine taşır, filmini evinde izler. Son zamanların modası ise TV’lerde oynayan dizileri internetten indirip hiç bir bölümü kaçırmaksızın haftada 7 gün 7 farklı dizi izlenir. Öğrenciler arasında geleneksel hale dönüşen diğer bir olay ise öğle vakitlerinde; okul çıkışı bilhassa yemekten sonra bir cafeye gidip arkadaşlarıyla kahvesini (frape) içmek vazgeçilmezlerdendir.

İşte tam bu noktada içimizdeki “çocuk” veya diğer bir deyimle “Gizli Karakter ” meydana çıkar. Nasıl mı?  “HAYAL GÜCÜ`(müzü)” kullanarak.

Bir cafe de arkadaşlarımızla kahvelerimizi yudumlarken koyu muhabbete girmişizdir hepimiz. Birileri “Ne olacak bu memleketin hali?”; diğer biri “Büyüklerimiz ceplerini doldurmakla meşguller, herkes kendi menfaati peşinde koşmakta” gibi cümleler kurar üniversite köşelerinde. Çünkü üniversiteli olmamız bize büyük adam olmuşuz hissini vermistir. Buda olaylara farklı bir bakış kazancı katar.

Bugün ki yaşamdan sıkıldığımızdan olsa gerek bu tür konular açarız ve farklılıklar yaratmak peşine düşeriz. Büyüklerimizin yapamadığı veya gerçekleştiremediğini düşündüğümüz şeyleri kendimiz çözümlemeye çalışırız. Onların onca harcadıkları zamanı ve tecrübelerini unutarak, bizim bir hamle ile düzeltebileceğimizi düşünürüz. Bazıları buna dayanarak kendini ispatlamak, birlik beraberliği korumak adına çeşitli kurumlara katılır. Bazıları meraktan websiteler açar. Bazıları düşüncelerini belirtmek için şu anda okuduğunuz yazı tipinde dergiler basar. Tüm bunları belki de kendimizi geliştirmek adına yapıyoruzdur.

Böyle konular üstünde tartışmamız, bir takım şeylerle uğraşmamız belki ufkumuzu ve beynimizi geliştiriyordur ama gerçeğinde daha temiz, daha basit, daha eğlenceli şeyleri unutuyoruz. Tiyatro, fotoğrafçılık, müzik gibi bir çok sanatsal, kültürel değerleri… Bir çoğumuz film seyreder , sinemaya gider hatta filmin sonunda iyi veya kötü yorumlarımızı yaparız. “Orada yanlış oldu; şöyle olsa daha güzel, daha gercekçi olurdu” biçiminde yorum getiririz. Hatta daha da ileriye gidip kendimiz kısa film çekmeye çalışıp senaryolar bile yazarız. Peki bunları hayata geçirmememizin sebebi nedir? Elimizde fotoğraf makinesi, cep telefonu ile her hareketimizi kayıda alırız, kaçımız fotoğrafçılık ile ilgilenir? Tiyatro topluluklarına ciddi anlamda kaç kişi katılmayı düşünmüştür; yada en azından izlemeye gitmiştir?  Yaşımız gereğince bu tip sanatsal, kültürel değerleri arka planda tutmak ne kadar doğru?

Tiyatro  gruplarına katılmak belki çok zaman gerektirir hatta oyunları sergilemek için belirli zamana ihtiyaç duyulur. Fakat sergiledikleri oyunları kayıt altına alıp DVD şeklinde yayınlamak zaman açısından işlevsel ve yararlı olacağını düşünüyorum. Hatta tiyatro toplulukların sergiledikleri oyunlar dışında kısa filmler de çevrilebilir, neden olmasın? Kim bilir belki de bu hareket yeni bir kan, bölgemize yeni bir hareketlendirme getirir.

Bir ağacın ne kadar çok dalları varsa o kadar çok yaprakları olur, dolayısı ile ağacın gölgesi o derece de güçlü olur. Bizler de ne kadar çok dallar yaratabilirsek o kadar güçlü olabileceğimizin  kanısındayım.

 

Burhan Molla Şakiroğlu