Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Düşünmek akıl ile mümkündür; gelin bazı olayları beraber düşünelim…

Kainat, dünya, yerler, gökler ve canlı cansız diğer varlıklar…Bu yaratılanların hiç biri; yapısını ve boyutunu kendisi oluşturmadı ve düzenlemedi; onları  yaratan ve onlara görev yükleyen bir yaratıcı var… Örnek olarak bir insan  bir hesap makinesi icat ediyor, o makineye istediği şekli veriyor ve ona öyle bir görev yüklüyor ki o makine hesap ile ilgili işlemler yapabiliyor…

 

İşte bizleri ve kainatta var olan herşeyi  yaratan sahibimiz olan Allah bizleri önce yarattı sonrada bize bazı görevler yükledi … İnsanoğlu etrafindaki hayvanların, bitkilerin, ayın ve güneşin kusursuzca görevlerini yerine getirdiğini  görerek onun bu sistemdeki görevinin ne olduğunu sorgulamaya başlar… İnsanı yaratan Allah, insana şekil ve akıl nimetini vererek diğer varlıklardan onu üstün kılmış aynı zamanda aklını kullanarak bu hayattaki görevinin ne olduğunu bulmasını  istemiştir… Herşeyi yaradanın Allah olduğunu  kabul eden insanlar Allah`ın insanoğluna göndermiş olduğu peygamberlerden bu soruların cevaplarını bulmakta ve görevinin ne olduğunu anlamakta. İnsanlara gönderilmiş olan peygamberlerden sonuncusu  Muhammed (a.s)‘in getirdiği kitapta Allah insanların ne için yaratıldığını ve görevlerinin ne olduğunu şöyle açıklamakta:  << Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.>>.(Zariyat suresi/56 ayet)

Peki biz insanlar bu görevimizi yani kulluğumuzu yerine getiriyor muyuz…?

İşte bu sorunun cevabı insanlara göre değişiyor… Bazıları görevlerini yerine getirip ona vaad edilen cennete girmeye hak kazanıyor bazıları ise cehenneme laik oluyor.

Allah c.c. insan suresinin ikinci ayetinde şöyle buyurmakta: ‘’Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.’’

Bir başka ayette ise Allah şöyle diyor: Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.

Ayette buyurulduğu gibi insanı yaratan Allah dünya hayatında onu farklı olaylarla imtihan edecektir. Bu imtihanı en güzel şekilde kazanabilmemiz için ona doğru şekilde kulluk etmeliyiz. Allah’a en güzel kulluk; onun emirlerine ve tavsiyelerine uymak ve O’nun bize söylediklerini okuyup (dinlemek) -  anlamak ve ona göre yaşamakla mümkün olur…  Allah`ın kelamı olan Kuran-ı Kerim`i hayatımızın rehberi kılmalı ve bizlere peygamber olarak gönderdiği insanı, peygamberimizi örnek almalıyız, çünkü peygamberimizin ahlakı Kuran ahlakıydı ve kulluğunu yani görevini Allah’a karşı en güzel getirenlerdendi.

Hem bu dünya hayatı hemde ahiret hayatı için kendimize en güzelini ancak Allah’a kulluk ederek hazırlayabiliriz…

Şimdi kendimize dönelim ve düşünerek kendi muhasebemizi yapalım. Acaba biz kárda mıyız, zararda mı? Görevlerini yerine getirenlerden ve kulluk vazifesini güzel şekilde yapmaya çalışan insanlardan mıyız yoksa hayatı öylesine yaşayan ve düşünemeyenlerden miyiz? Bu soruyu herkes kendisine sorsun, mutlaka bulunduğu durumu görecektir… Durumu iyi ise durumunu korumalı ve daha iyi olmak için çalışmalı. Fakat durumu kotu ve zararda ise halini düzeltmeli ve düzeltmek için çözümler aramalı… Peki çözümler için başvuracağımız kaynaklar hangileridir? Bu sorunun cevabı, Kuran-ı Kerim ve Sünnet`tir (peygamberimizin yaptıkları).

Kuran-ı Kerim`de Allah c.c. şöyle buyuruyor:  “Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.’’(Furkan 50)

Resulullah (sav) buyuruyorki: "İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tövbekar olanlarıdır."( Tirmizi, Kıyamet 50 )

Zarardan ve yanlışlardan dönmenin, halimizi düzeltmenin çözüm yolu Allah’a tevbe etmekle mümkün olur, tevbe ettikten sonrada güzel şekilde Allah’a kulluk ederek ancak kurtuluşa erebiliriz.

İslam hayat meselesidir, çünkü her müslüman hayatın imtihan olduğuna inanmakta ve imtihanı Allah’ı razı ederek sonuçlandırmaya çalışır. Fakat toplum olarak malesef islam egitimine önem vermiyoruz çoğumuz ilk okul yaşlarında öğrendikleri ile inanmaya ve hayatını sürdürmeye çalışmakta. Konu o kadar ciddi ve önemli olmasına rağmen doğruları öğrenmek için gereken ilgiyi ve gayreti göstermiyoruz… İlk okul sonrası islam ilmi ile adeta ilişkimizi kesiyor hatta öğrenmiş olduklarımızı bile zamanla unutuyoruz ve hatta dahada kötüsü anlayarak veya anlamayarak islamdan çıkanlarda oluyor... Aklını kullanan ve Allah’a inanarak onun yolunda yaşamak isteyen gençler bu durumlara düşmemeli; küçük yaşta öğrendikleri ile yetinmemeli her ne yaşta olursa olsun islamı doğru öğrenmeye çalışmalı ve hayatını ilme dayanarak yaşamalı. Zaten küçük yaşta olan bir çocuk acaba neyi ne kadar doğru anlayabilir ki, kısacası kardeşlerim cahilliği ilme karşı tercih etmemeliyiz.

Batı Trakyamızda bir diğer yanlış, insanlarımızın çoğu islamı sadece ibadetten ibaret olduğuna inanmaları, algılamaları ve o şekilde yaşamalarıdır, bu yanlış olduğu gibi mantığada sığmayan bir inanç; çünkü islama inanan bir kul islamın sadece ibadetten ibaret olmadığı siyaset, toplum, ahlak, ilim v.s. yani hayatın her alanını kapsadığını ve hayatındaki  her olayı (durumunu) islama dayanarak yaşaması gerektiğini bilir, tabi eğer o kişi bu imtihanın sonunda karlı çıkmak istiyorsa. Diyeceğim o ki her hareketimiz islama göre olmalı, islamın sadece bir kısmını alıp değil; tümünü olduğu gibi kabul edelim ve hayata geçirelim ancak samimi ve ciddi olursak bu yolun sonunda birşeyler kazanabiliriz. Bu noktada verebileceğim örnek yahudilerin örneğidir, onlar dinlerinin bir kısmıni kabul ediyor bir kısmını kabul etmiyordu; Kuran-ı Kerim`de onların bu durumu için Allah şöyle bahsediyor: <<…Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.>>

Batı Trakyamızda ki yaşam tarzına gelince, kendisini dünya hayatına kaptıran ve Allah’ın doğru yolundan sapan diğer yaşantılara benzemeye başladı, malesef bir çok soydaşımız müslüman oldukları halde Avrupalılara özenerek yaşamaya ve onların değerlerine, kültürlerine, düşüncelerine ve yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışıyor… Kendi inancına göre değilde başkalarının uygun gördüğü işleri yapıyor ve sapmış olan çoğunluğa uyarak hayatını sürdürüyor… Bu doğru olmadığı gibi kendimizede en büyük kötülüğü ve haksızlığı yapmış oluyoruz, çünkü eğer sen müslümansan ve gerçekten o yolda yaşamak istiyorsan Allah`ın koyduğu hükümlere göre hayatını yaşamalısın.

Hayat çok önemli kardeşler.! Hayat imtihandır, İmtihanı en güzel şekilde bitirmeye çalışmalıyız,İslam hakkında bilgimizi arttırmalı ve hayatımızı islama göre yaşamalıyız.

Yazımı namazda her gün okuduğumuz Fatiha suresininin son ayeti ile noktalıyorum…

(Rabbim) Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna ilet bizi; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!

Amin
Selametle

 

Taner Ömer Kehaya

Rastgele Makale

Dergimizin bu sayısıyla birlikte, Balkanlarda Türk Olmak temalı yazı maratonumuzdan yola çıkarttığımız meşaleyi Bulgaristan topraklarından ateşlemeye başlayacağız. Osmanlı nelere kadir ki coğrafya dünyası olarak nitelendirdiğimiz yeryüzünde el değmedik toprak bırakmamış. Bulgaristan ise hiç kuşkusuz Balkanlar’da bu medeniyetin en fazla etkilerini hissettiğimiz yerlerden birisi.

 

Devamını oku...