Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Tiyatro bir aynadır, hayatın aynasıdır. Tiyatro bir hayattır, hayattaki ayrıntıları bir bir gözler önüne taşımaktır. Tiyatro özgür olmaktır.. Bu sayımızda Batı Trakya’nın önde gelen iki tiyatro topluluğunu daha yakından tanımaya calışacağız. Tohum-Çekirdek Tiyatro topluluğu ve Şafak Okuma Tiyatro topluluğu. Söyleşimizi bu iki topluluğun kurucuları ve yönetmenleri olan Şükran Raif  ve Fevzi Ali ile yapacağız. Aynı zamanda iki topluluktan da bazı öğrencilerin görüşlerini alacağız..

Şükran Raif

Şükran Raif kimdir? Yönetmenlige başlama ve Tohum Tiyatro Topluluğunun kurulma sürecinden biraz bahseder misiniz?
1961 Gümülcine doğumluyum. Kırmahalle ilkokulunu bitirdikten sonra, İstanbul Çamlıca Kız Lisesi’nde okudum ve Trakya Üniversitesi İşletme - Muhasebe Yüksek Okulundan mezun oldum.Batı Trakya’ya döndükten sonra, pek çok kültürel ve sanatsal calışmalar yaptım, bunların birçoğu azınlığımız için öncü ve ilk kez gerçekleşmiş etkinliklerdi. Azınlığımızda yayımlanmış yegane edebiyat dergisi Safak’ta on yıl öykülerim ve denemelerim yayımlandı. 1995 yılında lise yıllarımdan süre gelen tiyatro tutkuma paralel bir calışma için Gümülcine Belediyesi’ne bir workshop için davet edildim. Farklı dil, din, milliyet, kültür, eğitim, yaş ve sosyal gruba ait 20-30 kadın o workshop dahilinde kadın olmayı anlattık bize verilen başlıklar çerçevesinde ve yazılmış 90 civarı metinden 33 tanesinden oluşan bir tiyatro oyunu yapıldı. Seçilmiş bu metinlerden 7 tanesi bana aitti. Sonrasında bahsettiğim bu tiyatro oyununda oyuncu oldum. Yunanistan ve Avrupa için öncü kabul edilen bu oyunu Gümülcine, Selanik, Atina gibi şehirlerde sahneledik, tabi ki Gümülcine Belediye’si adına. Onasis Vakfı’nın daveti üzerine aynı oyunu Amerika Newyork’ta broadway sahnelerinde sahneleme şansımız oldu. Oyunun özelliği,Türkçe ve Yunanca’nın sahnede birlikte konuşulmasıydı. Türk-Yunan dostluğundan henüz bahsedemiyor olduğumuz o  zor yıllarda, bu bölgede barış içinde yaşamayı ve birlikte üretebilmeyi başarabilen biz 15 kadın hem Ankara’ya hem de Atina’ya dostluk ve barış mesajları veriyorduk, dillerimizi kültürlerimizi yan yana getirerek. Çok olumlu ve cok onur verici tepkiler aldık, ben Yunan sahnelerinden anadilimi seslendirmis olmanın haklı gururunu yaşarken aynı zamanda da, bölgemizde ortak etkinliklere öncü olmuş ve böylesi ortak kültürel calışmaların yolunu açmıştım. Yukarıda bahsettiğim “Suskunluktaki Catlaklıklar; Cesaret Nasıl Ogretilir” oyununu Newyork’ta sahneleyip döndükten sonra, azınlığımıza ait bir tiyatro grubunun olmaması beni son derece rahatsız etmişti. Lise yıllarımda da  tiyatro oyunlarında oynamış olan benim, artık tiyatroyu azınlığımıza kazandırmam gerektiğini, bunun boynuma borç olduğunu düşündüm ve çok esaslı, ders kıvamındaki provalardan sonra artık sahneye oyunlar koyabileceğimi hissettim. Böylelikle hiç kolay olmasa da Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği çatısı altında Tohum Tiyatro Topluluğu’nu kurmayı başardım. Pek çok zorluğa, olanaksızlığa rağmen grubuma katılmış olan çok değerli gençlerle 2000 Mayıs’ında ilk oyunumuz Acılı Toprak’la perde açtık. Macera başlamıştı ve bizler içimizdeki insan ve tiyatro sevgisiyle dolu olarak, azimle bu yolculuğumuza herşeye rağmen devam edecektik, öylede oldu. Yıl 2009 ve bizler yine ve hala aynı şevkle vee…perde diyoruz. Bizi kucaklamiş olan tüm kurum, kuruluş ve insanımızla azınlığımızın kültür tarihini yazmaya devam ediyoruz. Azınlığımızda tiyatronun ve dolayısıyla benim yönetmenlik serüvenimin başlaması bu şekilde olmuştur.  

 

Peki Çekirdek Tiyatro Topluluğu nasıl kuruldu? Daha sonrasında Tohum ve Çekirdek ortak çalışmaya başladılar, bu kararı almanızın nedenleri nelerdir? Ayrıca, yaşadığınız zorluklar ve tabiki hala yaşamakta olduğunuz sıkıntılar var mı?
Tohum Tiyatro Topluluğu olarak oyunlar sahnelerken, Gümülcine’de gerçekleştirilen kültürel etkinliklerin hiçbirinin İskeçe’de ki insanlarımızla paylaşılmadığını fark ettim ve Salak Oğlum adlı oyunu orada da sahnelemeye karar verdim. İskeçe Belediye başkanından bir randevu alıp görüşmeye gittim. Hiç itiraz etmeksizin, bize İskeçe Belediye’si amfi tiyatrosunu tahsis ettiler ve İskeçe Türk Birliği’nin de katkılarıyla oyunumuzu orada sahneledik. Ardından İskeçe Türk Birliği çatısı altında da bir tiyatro grubu kurmak fikri gundeme geldi, bu konuda öncülük eden herkese buradan teşekkür ediyorum. İskeçe Muzaffer Salihoğlu Lisesi öğrencilerinden oluşan ilk grupla, Çekirdek Tiyatro Topluluğu kuruldu. Topluluğun calışmaları ara vermeksizin benim yönetmenliğimde devam etmektedir. İlk oyundan sonra, Tohum ve Çekirdek Tiyatro Toplulukları ortak calışmalara imza attılar. Bunun nedeni ve gerekliliği de  yılda iki oyuna hakettiği sayıda seyirciyi azınlığımızdan bulabilmenin zorluğudur. Ayrıca bilindiği gibi tiyatro lüks bir sanattır, masraf gerektirir, çok kısıtlı imkanlarımız yılda iki oyun sahnelememize olanak vermemektedir. Kalitesi yüksek, amatör ruhla profesyonel oyunlar sahnelemeyi hedef belirlemiş olan  bizler, böyle bir ortaklıkla insanımızı ciddiye aldığımızı, onlara hak ettikleri seviye ve güzellikte oyunlar sahnelediğimizi düşünüyoruz.

Yaşanmış ve yaşanmakta olan zorluklar sorulduğunda, benim sayabileceğim inanılmaz çok madde var fakat zaman içinde hepsinin azmimiz ve tutarlılığımızla, kazandıgımız haklı güven neticesinde, aşabilmeye başladığımızı söyleyebilirim. Gerek insanımızın gerekse kurum ve kuruluşlarımızın bize olan güveni sayesinde artık daha iyi şartlarda oyunlar sahneleyebileceğimizi ümit ediyorum. Ben anne ve babalara cocuklarını tiyatro ve tabi ki diğer sanat dallarına teşvik etmelerini rica ediyorum. Her zorluğu bir şekilde aşıyoruz, bunlarla mücadeleyi gerçekten ögrendik. Bize inanan insanlarımız var yanımızda, onlarında destekleriyle bir şekilde başarıyoruz ancak azınlığımızın gençlerini ben bu iki tiyatro grubunun içinde görmek istiyorum, ben onları aramamalıyım onlar beni arayıp bulmalılar. Hepsine kapılarımız ve yüreklerimiz açık, onlarla buluşabilmeyi istiyoruz. Tiyatro sahnesinde hepsine yer var, tiyatro olgusu içinde kendilerine ve bize katacakları çok şey olduğunu söylemek istiyorum.

 

Gelelim öğrencilerinize. Kadronuzun yaş ortalaması ve eğitim durumu nedir? Ögrencileriniz tiyatro adına kendilerini nasıl geliştiriyorlar ve bu konuda calışmalarınız nelerdir?
Grubumuzun yas ortalaması sanıyorum 25, ya da şöyle diyeyim 18-32 yasları arasındaki genç insanlarla calışıyorum. Lise eğitimini sürdüren, üniversitede okuyan ve mezun olup  iş hayatına atılmış olan da var içlerinde. Bunun yanısıra lise veya ortaokul mezunu olup kendi seçtiği meslekte veya herhangi bir işyerinde calışan da var. Bazıları evlendi, anne oldu ama yaşamlarındaki pek çok sorumluluklara rağmen pes etmeksizin bu heyecanlarından vaz gecmediler, fedakarlık yaparak azınlığın kültür emekçiliğine devam ediyorlar.

Oyuncularım yeteneklerinin yanısıra hayata dair gözlem yapmayı iyi bilen genç insanlar, duygu ve algı ağları geniş, okumayı seviyorlar, kendilerini geliştirmeye son derece açıklar, yaptığımız provalar sırasında tiyatroya dair tekniklerini hergün daha çok geliştirmekteler, gerekirse kendilerine önerdiğim bu sanat dalına ilişkin kitaplar okuyorlar. Ayrıca bizim provalarımızın her biri ders elbette, bu da onların kendilerinde var olanla pekiştirildiğinde ortaya kusursuz oyunculukları cıkıyor. Profesyonel oyunculuklar sahneliyorlar artık bunu gözlemliyorum. Emek ve sevgileri kendilerini geliştirmelerinde en önemli etken bana göre.

 

Oyunlardaki seçiminiz komedi veTürk yazarlar, oyun seçerken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Seçim aşaması, seçimden sonraki ön hazırlık dönemi ve tabiki provalar, bu süreci anlatır mısınız?
Kendi kültürümüzü tanımak adına ben Türk yazarların oyunlarını sahnelemeyi seçtim, cünkü kendi kültürünü özümsememiş toplumlar komşu kültürleri anlamakta yetersiz kalırlar. Çok kültürlü bir coğrafyada yaşıyor olduğumuzu düşünürsek, öz kültürümüzle yoğrulmuş olmak, dilimizi iyi konuşmak varlığımızın devamı için son derece önemlidir. Bunun yanı sıra seyirci kültürü oluşturmak ve insanımıza tiyatro sanatını sevdirmek için, Türk yazarları sahnelemenin önemi büyüktür. Sahneleyeceğim oyun farklı bir lehçeyi gerektirmedikçe, İstanbul Türkçesi sahne dilimiz olmaktadır. Bunu Türkçe’mizin düzgün konuşulmasının yaygınlaşması adına çok önemsiyorum. İlerleyen zamanlarda da saydığım gerekçeler nedeniyle aynı şekilde devam edeceğiz. Niçin komedi sahnelediğimize gelirsek eğer, sizinde çok yakından bildiğiniz gibi, azınlık olmak zor zanaat. İnsanımız tüm dünya insanlarının boğuştuğu yaşamsal dertlerin yanı sıra, azınlık olmanın getirdiği farklı sorunlarla da karşı karşıya kalmakta ve tüm bu sıkıntılar içinde yaşamaktadır. Sahneye koyduğumuz bir iki oyun sonra, onların gülmeye ne kadar çok ihtiyaçları olduğunu anladık. Yaşamsal sorunlarından onları iki saatliğine de olsa çekip almanın gerekliliğine inandık. Tiyatro bilindiği üzere zaten, eğlendirirken eğitmeyi başarabilen bir sanattır. Biz de oyun seçimlerimizi yaparken bu doğrultuda komedi oyunlar seçmeyi uygun gördük. Haklılığımızı da seyircinin salonu doldurmasından ve alkışlarından anlamış bulunuyoruz.

Oyun seçme aşaması epey sancılı bir dönem benim için, çok sayıda oyun okuyorum. Okurken oyundaki oyuncu sayısı en çok dikkat etmem gereken konu çünkü grupta var olan kişiler belli ve roller onlar arasında dağıtılıyor. Oyuncularımın hepsine, her oyunda mutlaka rol vermek istiyorum, bu onların hakkı. Kişi sayısının bize uyduğu oyunları daha sonra seyircimizin beğeni kriteri çerçevesinde inceliyorum, bu konuda da bir sorun yoksa dekor olayının zorluğunu, müzikal veya değil durumuna bakmaksızın oyunu seçiyorum. Çünkü yönetme ve sahneleme konusunda yönetmen illaki kendi insiyatifini kullanır ve oyunu kendi hayal penceresinden baktığı şekilde seyirciye sunar. Oyuncularımın da katkı ve hayal güçleriyle dekorun, kostümün müziğin en iyi şekilde üstesinden hep geldik, hele ki artık bu saatten sonra bunlardan asla korkmuyoruz. Bazen 30 kişilik oyunları 9-10 oyuncuyla sahnelediğimiz oluyor, bir kişinin üç rolü üstlenmesiyle elbette. Zor olanı başarmayı seviyoruz biz, başarıyoruz da.

Oyunun sahnelenme hazırlıklarına, okuma provalarıyla başlıyorum.. Rollerin tahlili, oyunun geçtiği zaman, yer tahlilleri, oyunda ki kişilerin tip veya karakter olup olmadıkları gibi calışmalarla, oyunun ve rollerin ruhunu yakalamaya calışıyoruz. Provalarımız sırasında bu ruhu mutlaka yakalamış oluyoruz ve sahne performansımızı bu belirliyor. Tüm bu calışmalardan sonra vücut dilini rolün gerektirdiği yönde geliştirmek ve kullanmak adına esas provalara geçiyoruz, ta ki oyuncu oynadiği karakteri tam olarak sahneden aktarmayı ve yansıtmayı  başarıncaya dek sayısız prova yapıyoruz.

 

İlk oyununuzdan bu yana kendinizde, öğrencilerinizde ve seyircide gelişme olarak neleri gözlemlediniz? Çıkan sonuçtan mutlu musunuz?
Tiyatroda izleyici kültürü denen bir olgu vardır. Tiyatro salonuna gelmekten, tiyatro oyununa bilet almaktan, salonda oturma ve izleme adabından, alkışlamaktan, oyuncu ve yönetmene oyun sonrası izleyici olarak duygu ve düşüncelerini aktarmaktan, eleştiride bulunmak veya takdir etmekten, oyunu anlayıp algılamaktan oluşan bir izleyici kültürüdür bu. Her seyirci kitlesine aynı oyunu sunamazsınız ya da sunarsınız ama hedefinize ulaşamazsınız. Benim derdim sadece sanat yapmak olmadı hiçbir zaman, kendimi değil seyirciyi izlediği oyundan sonra tatmin etmiş olmayı amaçladım hep. Bu bölgede yaşayan birinin, sadece sanat yapmak gibi bir lüksü olmadığını düşünüyorum. Toplumun aydınları olarak, insanlarımıza katkı sağlamalıyız. Şunu söyleyebilirim ki seyircimiz artık belirgin bir seyirci kültürüne erişti. Sanatı satın almayı öğrendiler, bunu satın almanın kendilerine ve çocuklarına olan artılarının farkındalar, bu konuda hedefimize ulaştığımızı söyleyebilirim. Bizim oyunlarımızdan sonra azınlığımızda tiyatro hız ve ivme kazandı. Çocuk yuvalarında, bazı derneklerimizin çatıları altında küçücükte olsa kayda değer önemli çalışmalar oldu ve oluyor. Tohum ve Çekirdek gelişim gösterdi, açılımlarını yaptı ve filizler verdi. Tüm bunlar önemli ve tarafımızdan  amaçlanmış sonuçlardır. Ben yönetmenliğimi geliştirdim, zorları kolay halleder oldum. Oyuncularım amatör ruhlarını kaybetmeksizin profesyonellik kazandılar. Emeklerimizin karşılığını almış olmanın tatminiyle dolduk. Hedeflerimize arzu ettiğimiz şekilde yürüyor olmaktan ötürü kıvanç doluyuz.

 

Maddi ve manevi destekçileriniz kimlerdir? Ses ve ışık sistemlerini, dekor ve kostümlerinizi nasıl düzenleyip hazırlıyorsunuz?
Manevi destekçilerimiz artık bu toplumda varlıklarından sözedebildiğimiz gerçek tiyatro sever insanlarımız elbette. Alkışları ve salonu dolduran sesleri önemli desteğimiz diyebilirim. Kostüm ve dekoru oyuncularımla birlikte tasarlıyoruz. Lütfiye Nihatoğlu ve İskeçe Türk Birliği dikiş öğretmenleri, yıllardır tasarladığımız kostümleri emek ve sevgileriyle bizim için hazırlıyorlar. Sahnede kullandığımız dekor objelerini Reyhan Hacıibram bize temin ediyor. Işık ve ses sistemleri zaten kiraladığımız veya bize tahsis edilen salonlarda mevcut oluyor. Dekorumuzu tasarladığımız doğrultuda marangozumuz hazırlıyor ve bizler boyuyoruz. Ekibimizde oyuncular dışında ışıkçımız, sesçimiz ve suflörümüzde, oyunun kalitesi için ter döküyor. Anlaşıldığı gibi tiyatro tam bir ekip işidir ve özveri gerektirir. Maddi destek ise, seyircimizin aldığı biletlerle, belediyelerimizin oyunumuza katkılarıyla, sponsorlarımızın yardımlarıyla sağlanmaktadır. Döner sermaye haline getirdiğimiz az miktarlarla esaslı oyunlar sahnelemeye çalışıyoruz.

 

Onuncu oyununuz için hazırlıklara başladınız sanırım. Seyirciyi bu yıl neler bekliyor kısaca bahsetmek ister misiniz?
Onuncu yıl kutlamalarımıza hazırlandığımızı duyurmak isterim. Onuncu yıla yakışır bir oyunu şimdiden seçtik, ancak henüz çalışmalara başlamadık. Bu yıl seyircimizi güzel sürprizler ve oyunun yanı sıra başkaca etkinlikler bekliyor olacak, hepsi sürpriz kalsın diyerek bitirmek istiyorum. Bizleri onuncu yıla taşımış olan insanlarımıza, kurum ve kuruluşlarımıza, belediyelerimize, yazılı ve sözlü basına, sponsorlarımıza ve tüm ekibe yüreğini kattıkları için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. En büyük teşekkürüm ise hayallerimi paylaşan fedakar ve özverili oyuncularıma olsun diyorum. Bu zor sorular icin sizlere de teşekkür ediyorum, düşüncelerimi, hislerimi paylaşma ortamı oluşturdunuz, tekrar teşekkürler…

Tiyatro, insanı insana insanla insanca anlatan sanattır diyorum ve gençleri bizlerle birlikte bu aile içinde yer almaya davet ediyorum, ellerimizi sizlere uzattik, tutun lütfen… Sevgiyle kalın…

Hayatın ta kendisi

Azınlık bir toplumda kültürün filizlenipte meyve veremediği bir ortamda sanat yapmak yada yapmaya calışmak ne kadar kolay sizce? Pek kolay değil. Bilinçli bir birey olup kayıtsız kalmakta kolay değil bana sorarsanız.

Böyle bir zamana eşit gelir benim tiyatroyla tanışmam, var olan bir topluluğa (Tohum ) bir kardeş topluluk daha eklenir (Çekirdek) ve bende artık o çekirdeklerden biriyim. Şu an hep birlekte TOÇEK"iz... Neden mi varım? Tiyatro sadece bir oyun, bir drama, bir komedi değil, hayatın ta kendisi ve biz her oyunda birazda kendimizi oynuyoruz. Geleceğe yol alırken geçmişten izler alıp adımlarımızı genişletiyoruz. Hayatın kenarında kalmak değilde ortasında yer alabilmek adına bütün çabamız ve anılarımızı güzelliklerle süslememiz..Kısaca budur kendimce sebebim.
Sevgilerimle

Halil A. Musli
TOÇEK

BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN

Kişinin kendisine duymuş olduğu saygının aynısını karşısındakinin fikirlerine ve kişiliğine duymasıyla başlar herşey... Topluluğu oluşturan üyelerin birbirine duygusal bağlarla bağlı olduğu, heyecanları, umutları, hüzünleri ve mutlulukları paylaştıkları, kattıkları fikir, farklılık ve güzelliklerle oluşan birlikteliğe ve paylaşıma biz topluluk diyoruz. Buna her bireyin toprağa serptiği tohumların yeşermesiyle ve filizlenmesiyle meydan gelen üründe diyebiliriz. Aynı TOHUM TİYATRO TOPLULUĞUNUN serptiği sevgi tohumlarının filizlenip TOÇEK´i oluşturduğu gibi (TOHUM – ÇEKİRDEK TİYATRO TOPLULUĞU). Tiyatro ise ortak bir paydada buluşabilmek, tek bir hedefe ulaşmak için her bireyin sarf ettiği çabanın sonucudur. Tiyatro hayatın ta kendisi degilmi? Insan varlığının tümünü yansıtan yaşatan sanat değilmi? İnsanın ta kendisi, bedeniyle ve ruhuyla, maddi, manevi her yönüyle. Günlük hayatımızda da bizlere roller biçilmemiş mi? Ya kendimiz seçmişizdir rollerimizi ya da tercih edilmişiktir o roller için. BEN faslından BİZ faslına geçebilmektir tiyatro topluluğu. TOÇEK´ te işte böyle bir topluluk her birey BİZ faslındadır, önce grubumuzu ve grubun hedeflerini düşünür herkes var gücüyle çalışır. Çok değerli zamanının bir parçasını TOÇEK için ayırır, her prova bir terapi seansı gibi işler, ilmek ilmek dokunur her kelimesi tekstin, yönetmenin oyuncuların sözleri replikleri dolaşır prova salonunda ağızdan ağıza. Birbirini o kadar tamamlarlar ki oyuncular sahne arkasıyla, kostümüyle dekoruyla herşeyi ile ilgilenir herkes, hep bir ağızdan söylenir her oyun öncesi şu satırlar
" BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN" işte bu cümle ne kadar güzel anlatıp özetler grubumuzu. Paylaşmayı öğrenmektir bir grupta var olabilmenin en temel esası. Güzellikleri, alkışları, övgü dolu sözleri yeri geldiğinde yönetmenin fırça atışlarını... susup suların durulmasını beklemektir, sonrasında hiçbirşey olmamış gibi TOÇEK için devam edebilmektir. Her bireyin kendine olan özgüveniyle etrafa sevgi , hoşgörü ve anlayış tohumları saçması, nice grupların bu güzel topraklarda bizim insanlarımızın geleceği için TOÇEK gibi yeşerip filizlenip alkışı ve övgüyü haketmesi dileğiyle...

Vildan Yusuf
TOÇEK

 



 

Fevzi Ali

Batı Trakya’da resim, ebru ve tiyatro deyince akıllara ilk once Fevzi Ali geliyor. Biraz sizi tanıyalım. Sanatla uğraşmaya nasıl ve ne zaman başladınız?
İlk okul öğretmeniyim. 1 yıl Nurçalı Türk ilkokulundaki öğretmenliğimden sonra askere gittim. Askerlik dönüşü çalışma izni alamayınca çok sevdiğim mesleğime bir daha dönemedim. Zaten sürdürmekte olduğum resim ve karikatür çalışmalarıma daha bir hız vererek, 1983`te Gümülcineliler klübü (Leshi Komotineon) galerisinde ilk sergimi açtım. Resim ve karikatür çalışmalarıma tiyatro ve ebruyu da katarak 1995 yılından bu yana “Şafak Okuma Tiyatrosu”`nun yanı sıra Gümülcine Türk Gençler Birliği`nde resim ve ebru kurslarını yönetmekteyim.

 

Tiyatro deyince aklınıza ilk gelen resmi anlatır mısınız? Toplum için tiyatronun önemi sizce nedir?
Ben tiyatroyu, gündelik yaşamdaki yapıp ettiklerimizi, çelişkilerimizi, aşmazlarımızı, sevinçlerimizi, mutluluklarımızı, hüzünlerimizi, acılarımızı, bazen güldürerek bazen hüzünlendirerek, bazen de düşündürerek – insanı insanla buluşturarak insanımıza sunma sanatıdır diye düşünüyorum.

 

Şafak okuma tiyatrosunun kuruluşu nasıl oldu ve kurucuları kimlerdi? Bu yola çıkmaya nasıl karar verdiniz?
Rahmi Ali, Mücahit Mümin, Abdürrahim Subaşılar ve ben sahne ve gösteri aracılığı ile insanımızı sanatçılarıyla buluşturmak, okuyarak da olsa onlara bir şeyler vermek için, tüm olanakları zorlayarak, ilk – orta ve liseli öğrencilerden oluşan bir kadro kurarak yola çıktık…

 

Hangi ve ne tür oyunları sahneye koydunuz? Son yıllarda Batı Trakya’da geçen olayları konu alan oyunları seyirciye sunuyorsunuz, bu kararı almanızın sebebi nedir?
Önceleri “Şafak” dergisinden seçtiğimiz şiir, öykü ve düz yazıları izleyiciye bizzat (öğrenciler aracılığı ile) okuyarak, zamanlada klip gösterim olarak sunarak işe başladık. Gruptaki öğrencilerin deneyim kazanmasıyla kendi yazarlarımızın yazdığı skeç ve oyunları sergiledik. Yazarlar bizim yazarlarımız olunca haliyle oyunlar da konular da bize özgü bizi anlatan konular oldu… Bu konuda deneyimleri olmamasına rağmen Rahmi Ali, Münevver Nazım, Ahmet Molla Ahmet, Abdürrahim Subaşılar ve Emre Ahmet`in yazdıkları skeç ve oyunları sahneledik. Gururla söylemeliyim ki kadromuzdan yetişen Fatih Mehmet`inde “Ali Poyrazoğlu” tiyatrosuna girmesine de çok sevindik…

 

Bir oyuna nasıl hazırlanıyor ve öğrencilerinizle ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu süre içerisinde muhakkak bir çok zorlukla karşılaşıyorsunuz. Yardımınıza kimler koşuyor biraz bahseder misiniz?
Bir kere kadromuz öğrencilerden oluştuğu için, biraraya gelebilmemiz sık sık prova yapabilmemiz çok zor. Haftada 1 kez, o da 2 veya 3 saat biraraya gelebiliyoruz. Temel sorunumuz prova yapacak bir yer ve gösterimlerimizi sunacağımız bir yerimizin olmaması.

Biz bir ekibiz… Derslerinden, kurslarından zaman ayıran, özveriyle çalışan öğrencilerimizin yanında müziklerimizde “Balkanatolya” müzik grubu ışık ve ses düzenlerinde Mustafa Süleyman, Eylem Ahmet, Gülden Hüseyinoğlu, Hüseyin Bayram, dekor ve sahne düzenlerinde de Hasan Hasan ve daha nice isimlerini sayamadığım yolarkadaşlarımız var…

 

Yönettiğiniz oyunların sonunda hissettikleriniz nelerdir?
Bence en önemlisi, beni en mutlu edeni değişik okullardan bu çocukların biraraya gelmeleri ve insanımızı, toplumumuzu diri tutmak için canla başla, özveriyle çalışmalarıdır…

 

İleriye yönelik projeleriniz nelerdir? Şafak okuma tiyatrosu bu yıl için herhangi bir etkinlik hazırlıyor mu?
Evet… Çalışıyor… Hazırlanıyoruz… Emeğimiz, daha güzel, daha aydınlık yarınlar…

...ve iyi ki tiyatroya başlamışım.

İki yıldan beri şafak okuma tiyatrosuna gidiyorum. İlk başladığım yıl bütün roller verilmiş ve gösteri zamanı yaklaşmıştı. O yüzden o oyunda pek rolüm yoktu. Beni sahneye ve arkadaşlara alışmam için oyuna almışlardı. İlk gittiğim günü hiç unutamam çok heyecanlıydım ve çok utanıyordum. Ben her ne kadar anneme beni orada yalnız bırakma dediysem de o beni bir sürü yabancıyla bırakıp gitmişti ama iki saat sonra almaya geldiğinde benim ne utanmam ne heyecanım ne sıkıntım kalmıştı çünkü oradaki herkes o kadar iyi ve samimi davrandı kibirdahaki haftayı zor bekledim ve iyi ki tiyatroya başlamışım dedim. Sonraki oyunda iki ayrı rolüm vardı hele biri çok eğlenceliydi bana göre inşallah gerektiği gibi oynayabilmişimdir. Gümülcineye en uzakta oturan benim ama elimden geldiği kadar hiç bir provayı ve prova saatini kaçırmamaya özen gösteriyorum. Bu yıl da yeni bir oyuna başlamaya hazırlanıyoruz inşallah bu da her yıl olduğu gibi güzel olur. Ben bu gruba katıldığım ve onlarla birlikte çalışma imkanı bulduğum için çok mutluyum. Ayrıca yönetmenimiz Fevzi amcamı ve herkesi cok seviyorum.

Gamze Berber (16)
Şafak Okuma Tiyatrosu

İki kalas bir heves...

Merhaba!!! Bendeniz Fatih Mehmet. 18 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde eğitim görmekteyim. Şimdi siz de içinizden ''Nerden bulmuş bu çocukbubölümü yahu?'' sorusunu geçiriyorsunuzdur. Yok zararı, alıştım ben (Gülüyorum). Neyse konumuz bu değil. Konumuz tiyatro. Bu zatıaliniz tiyatroyla, Şafak Okuma Tiyatrosunda 16 yaşında tanıştı. Hani derler ya ''İnsan bir kere sahnenin tozunu yutmaya görsün, bak bakalım bırakabiliyor mu sahneyi?''. Hakkaten bırakamıyormuş. Buna birebir tanık oldum. Nasıl bir tozsa bu... Şafak Okuma Tiyatrosun'da iki oyunda yer aldım. Bunlardan ilki, Emre Ahmet tarafından yazılmış olan Petrol Duası adlı oyundu. Bu oyun benim ilk göz ağrımdı. İlkler unutulmazmış. Bende bu oyundan önce sahne arkasındaki telaşımı, heyecanımı, oyunun bitişinde duymuş olduğum alkışları hiç unutmadım. Ömrüm boyunca anılarımda, hatırlayınca beni gülümsetecek bir anı olarak kalacak. İkinci rol aldığım oyunun da yine Emre Ahmet'in yazdığı Almancı adlı oyundu. Bu oyunda biraz da olsa sahneye alışmıştım. Yine de heyecanım tükenmedi. Sanki daha çok arttı. Heyecanı bastırmak için oyunculuğumu kullanmanın zamanı gelmişti. Ve perde... İstanbul'a geldiğimdebenim için tiyatronun perdesi bir süreliğine kapanmıştı. İnsan ister istemez onca alkıştan, ilgiden sonra kendini boşlukta hissediyor. Biliyor musunuz?... Sahneye çıkmasam da, o güzel alkışları duymasam da ben tiyatroyu çok seviyorum. Nedenmi seviyorum? Bu sorunun cevabını size hemen vereyim. Çünkü tiyatro insanı, insana, insanla anlatan sanat dalı, hayatın ta kendisidir. Toplumun aynasıdır. Toplumun eksikliklerini yüzüne vururken, güldürebilen tek sanat dalıdır. Bana göre en önemlisi, adamı insan yapan ve insanlara saygı duymayı ve onları sevmeyi öğreten  bir unsurdur tiyatro. Hadi gel de sevme  şimdi...  «Tiyatro, iki kalas bir hevestir» sözü boşuna söylenmemiş…

Fatih Mehmet(18)
Şafak Okuma Tiyatrosu

 


 

Samet Halil

 

 

 

 

 

 

 

Rastgele Makale

Bazen herşeyi boşverip inatla gülümsemek en güzeliymiş. Şu an nefes alıp verebiliyorsak, kimseye muhtaç olmadan yerimizden kalkabiliyorsak; bizden zengini yok demektir. Ama çoğu kez, hayatın karşımıza çıkardığı ufak pürüzlere o kadar takılıyoruz ki hayatın gerçek anlamını unutuveriyoruz.

Devamını oku...