Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Dergimizin bu sayısıyla birlikte, Balkanlarda Türk Olmak temalı yazı maratonumuzdan yola çıkarttığımız meşaleyi Bulgaristan topraklarından ateşlemeye başlayacağız. Osmanlı nelere kadir ki coğrafya dünyası olarak nitelendirdiğimiz yeryüzünde el değmedik toprak bırakmamış. Bulgaristan ise hiç kuşkusuz Balkanlar’da bu medeniyetin en fazla etkilerini hissettiğimiz yerlerden birisi.

 

Bulgaristan Türklerinin kısaca tarihsel evrimlerinden bahsedecek olursak, genelde Osmanlı döneminde Anadolu'nun çeşitli yörelerinden Rumeli'ye gitmiş Karamanoğulları ve Saruhanoğulları beylikleri ile Konyar (Pomak Türkmenleri), Türkmen, Yörük ve Tatar Türk topluluklarından oluşmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bölgeye göçen Müslüman Türkler, buradaki yerli Türk halkla (Bulgar Türkleri ile) kaynaşıp çoğalmış, yüzyıllardır buraları kendi toprakları olarak benimseyerek hayatlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Hoşgörülü ve adil Osmanlı yönetimi altında Bulgarlar, milli varlık ve kültürlerini koruyabilmişlerdir. Nitekim Bulgarlar, Osmanlı imparatorluğu yıkıldıktan sonra aynı hoşgörü ve merhameti Türklere (ve diğer azınlıklara) pek göstermemiştir. 93 Harbi sonrası Rus askeri birlikleri bölgeden çekildikten sonra Bulgarlar, Türklere karşı tam bir baskı politikası uygulayarak çeşitli zulümlere maruz bırakmışlardır. Binlerce Türk kurşuna dizilmiş, hamile kadınlar katledilmiş, camilere doldurularak yakılmışlardır. Olanların akabinde 1883 yaz ortasından itibaren üç aylık dönemde 200 bin Türk, Türkiye'ye gelmiş ve bu göçler günümüze kadar devam etmiştir. 

 

Son büyük göç dalgasını tetikleyen olaylar ise; 1969'dan sonra Komünist Partisi, Türkçe konuşmayı, yazmayı ve eser yayınlamayı yasaklanması ve bu ön hazırlığın ardından 1984 yılı Aralık ayından 1985 yılı Ocak ayına kadar süren isim değiştirme ve Türk varlığını inkar politikaları başlatmasıdır. Bu istismarlarla birlikte 1989 yılında Türkiye, bir büyük göçün daha ev sahipliğini yapmıştır. Bu insanlık dramı dünya gündeminde sahipsiz kalırken sadece Türk kamuoyu ve basını konuya özel bir önemle eğilmiştir. Türklerin maruz kaldığı bu insanlık dışı tutum karşısında ünlü Bulgar yazar ve şairi Blaga Dimitrova dahi isyan ederek Bulgar yönetimini kınamıştır. Göç eden soydaşların bir kısmı ise bir süre sonra yeni bir anlaşma ile hak ve birikimlerini alma ümidi belirdiğinden Bulgaristan'a geri dönmüştür.

Peki, 89 göçü sonrası ülkede neler yaşandı, Türklerin içerisinde bulunduğu durum neydi...  

1989'da Jivkof rejiminin yıkılması, 1990 seçimlerinde Türklerin Ahmet Doğan liderliğindeki "Haklar ve Özgürlükler Hareketi" ile 23 milletvekilliği kazanmayı başarması; Bulgaristan Devlet Konseyi’nin 1984 - 89 arası dönemde Türk ve diğer azınlıklara karşı yapılan hataları kabul ederek bunların düzeltileceğini vaadetmesiyle neticelenir. Böylece zorla değiştirilen Türk adları iade edilecek, Türkçe konuşma yasağı kalkacak ve Türk çocukları kendi okul ve anadillerinde eğitim yapabileceklerdi. Bunlara rağmen Türk öğrencilerin Türkçe dersler alması sürekli ertelenmiştir. Yapılan protestolar ülkede yankı bulur ve Eğitim Bakanlığı Türkçe derslerin başlatılması kararını verir. Ancak bu haktan ilk ve ortaokullara devam eden Türk çocuklarından sadece %40'ı faydalanabiliyordu. 89 büyük göçü ile Türk aydın ve öğretmenlerinin çoğunun Türkiye'ye gitmesi ile Türkçe ders verecek eleman bulunamaması ise bir diğer olumsuzluktur. Böylece bir kez daha Türk öğretmen yetiştirilmesi gündeme gelerek bu kapsamda; 1992'de Şumnu Yüksek Pedagoji Ensititüsü ve 1993'de Kırcaali İlk ve Ortaokul Öğretmen Ensititüleri'ne Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açılmıştır. Benzer şekilde 1990'da Sofya'da ön lisans düzeyinde İslam Enstitüsü ve Şumnu'da İmam-Hatip Lisesi açıldı. Bunları 1991'de Ruscuk ve Mestanlı İmam-Hatip Liseleri izlemiştir. 1993 yılından itibaren diğer Türk topluluklarında olduğu gibi Bulgaristan Türkleri arasından da, Türkiye'ye yüksek öğrenim görmek için öğrenciler gelmiştir. Ancak Türkiye'de bin dolayında yüksek öğretim yapan soydaş çocuklarının diploma denklikleri henüz Bulgar makamlarınca tanınmamıştır.

 

Göç öncesi Türkler Bulgaristan'ın bel kemiği sayılacak nitelikte bir potansiyele sahipti. Güney kısımda yaşayan Türkler tarım alanında, Kuzey Bulgaristan'dakiler ise sanayi işletmelerinde çalışmaktaydı. Ancak 89 göçü sonrası Bulgaristan nüfusu ve aktif iş gücü büyük oranda azalmıştır. Ülke, çok büyük siyasi, ekonomik ve sosyal bunalım ile birlikte kaos içerisine düşmüştür. İnsanlar aç ve perişan iken; resmi devlet güçleri dahi yeraltı dünyası ile işbirliği yapmakta veya bunlardan birisi konumundaydı. Ülke çapında yönetim alehtarı büyük gösteriler yapıldı. Bu durum, 10 Ocak 1997'de meclis binasının işgali ve yakılmasına kadar vardı. Bir iç savaşın başlamasına ramak kalan ülkede hükümet istifa ederek erken genel seçimlere gidilmiştir. Bu seçimlerde HÖH (Haklar ve Özgürlükler Hareketi) Türk seçmenlerden bile ancak %52 oranında oy alabilmiş, seçimleri ise Bulgaristan Sosyalist Partisi kazanmıştır.

 

Bulgaristan’daki Türk soydaşlarımızın yaşadıkları problemlerine baktığımızda hala birçok sıkıntı ile karşı karşıya kaldıkları aşikar olup, bunları anlatmadan es geçmek istemiyorum. Yine kısaca değerlendirecek olursak, ülke genelinde askerlik işçi asker olarak yapılmakta, ancak Türklerin ellerine silah dahi verilmemektedir. %90'lara varan işsizlik (Türklerin sadece sanatkar, işçi, şoför, müstahdem veya çoban olarak çalışabilmesi), aşırı yoksulluk, yüksek öğretimin paralı olmasından dolayı bu eğitime devam edememe ve kültürel kimlikleri koruyup-geliştirecek basın ve yayın organlarının olmaması şeklinde sıralayabiliriz. Şuanda ülke genelinde Bulgaristan Türklerine ait 8 gazate çıkmaktadır. Bunlardan Zaman, Türkiye'de yayınlanan aynı gazatenin Bulgaristan Türkleri için haftalık baskısı iken; diğer gazateler; Hak ve Özgürlük, Filiz, Müslümanlar, İslam Kültürü, Güven, Cır Cır ve Balon'u soydaşlar, kendi gayretleri ile çıkartmaktadır. Ayrıca Türkçe kitaplar da basılmaktadır. İlk ve ortaokullarda haftada 4 saat seçmeli Türkçe dersleri okutulmaktadır. Bulgaristan radyosu, haftada birkaç saat Türkçe yayın yapmaktadır. Taahhüt edilmesine rağmen benzer yayınlar, Bulgar devlet televizyon kanalında henüz başlamamıştır. Buna karşılık Türk köyleri, büyük uydu antenleri almak sureti ile Türkiye'de yayın yapan televizyon kanallarını izleyebilmektedir. Böylece Türkiye ile milli ve manevi bağların kuvvetlendirilmesi ve daha güzel Türkçe konuşulması mümkün olabilmektedir. Yasal bir engel olmamasına rağmen Bulgaristan Türkleri, henüz özel bir radya istasyonu veya televizyon kanalına sahip bulunmamaktadır. Bulgaristan Türkleri'nin diğer Balkan Türkleri ve Türkiye Türkleri ile ortak bir kökten gelen ve her bakımdan büyük benzerlikler gösteren atasözü, deyim, bilmece, mani, ninni, türkü, fıkra, efsane ve masalları bugün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Şiirin ana teması köy hayatı ve geleneğe dayalı toplum yapısıdır. Hikaye ve şiire göre roman türü daha az gelişmiştir. 1984'te Türkçe yayın yasağıyla yavaşlayan edebi hareketler, son gelişmelerle yeniden canlandırılmaktadır. 

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere,

Yüreklerimizden sevgi ateşinin hiç yitirilmemesini dilerim.

 

Hülya Velioğlu 

 

Rastgele Makale

AĞLAMA dinsin gözyaşların;

Bükme boynunu Batı Trakyam,

Hep göklerde olsun başın,

Bu gençlik senin; senin sesin...

Ayakların hissetsin toprak nasıl! titriyor,

Haber veriyor arkadan gelenlerin azmini..!

Devamını oku...