Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Aslında her insan farklı şartlarda açıyor dünyaya gözlerini. Farklı beklentilerle geliyor hayata, her ne kadar aynı havayı soluyup aynı gök kubbe altında yer alsa da. Asırlardır Avrupaya kültürü, medeniyeti öğreten bir toplumun evlatlarıyız. Fakat çok acı ki bugün batının esiri olmuş bir haldeyiz hatta o kadar abartmışız ki kendi özümüzden kopup batı kültürünün müptelası olmuş duruma gelmişiz. Ancak batılaşmayalım demek yanlış olur elbette batılaşmalıyız fakat ilmen, bilimen batılaşmalıyız. Mesela; batılı anlamda ilk romanlarımızdan Halit Ziya Uşaklıgil-Aşk-ı Memnu şuan bile okunmakta. Hatta ve hatta medya sayesinde evimize kadar girmiş bulunmakta. Fakat gelin görün ki bizden çıkmış bir halde, farklı şekillerde beynimize empoze edilmekte...

 

Özümüzü anlatan eserleri dinlemekten, okumaktan kaçınıyoruz.

Hiçbir anlamı olmayan, müziklerin sevdasına kapılıp gidiyoruz kimi zaman.

Gençliğin konuşmasından, davranışlarından tutunda giyinişine kadar her şey batı örneği. Birazcık kendimizden feda ederek bu güzel ülkemizi medeniyetlerin zirvesine çıkartalım her şey bizim elimizde.

Eğer her şeyin farkına varıp neleri kaybettiğimizi anlarsak o zaman diriliş yakın demektir.

Unutmayalım ki bir zamanlar doğu da bizdik, batı da...

Şimdi asıl konuya, kaybolmaya yüz tutmuş kültür miraslarımıza gelecek olursak; kalem işi bunlardan sadece bir tanesi şimdiyse yerini grafiti almış vaziyette. Gençlerin çoğu kalemişini bilmezken grafitiyi çok iyi bilir durumda. Elbette kıyaslama yapmak yalnış olur, farkları mutlaka var yok değil ama vurgulamak istediğim nokta uslubunu değiştirerek çağımıza uygun hale getirip kendi zevk ve isteklerimiz doğrultusunda uygulamaya koyulmak, ki zaten her dönemin kalemişi uslubu farklı çünkü bir süre sonra hep aynı tarzları uygulamaktan sıkılır hale geliyoruz…

Şimdi son olarak birazda kalemişinden ve uygulandığı yerlerden bahsetmek istiyorum..

Kalemişi, sivil, dini, askeri, mimari yapılarınduvarlarında, kubbelerinde, tavanlarında renkli boyalar kullanılarak yapılan süslemelerdir. Bu süslemeleri yapan kişilere 'kalemkar', desenleri hazırlayan kişilerede 'nakkaş'

denilmektedir.Günümüzde, çiziminde kurşun kalem kullanılan kurallı ve gelenekli desenlerin, yarı geçirgen kağıt üzerinde iğnelenerek delinmesi ve uygulanacağı yüzeye, kömür tozundan yapılan tampon ile silkelenip yüzeye aktarılmasından sonra çeşitli renkler ile fırçalar yardımı ile boyanıp ince fırçalar ile kontürlenmesi (tahrirlenmesi) ile elde edilen süsleme tarzıdır. Türk kalemişi sanatı, kökeni orta Asya’ya dayanan 8-9. yüzyıl Türk Uygur sanatı ile başlayıp, Türklerin göçleri ile Anadolu topraklarına taşınan bir sanat kolumuzdur. Selçuki, Klasik, Barok, Rokoko, Ampir gibi tarzlarda uygulama tarz ve dönemleri olan bu sanatta 16. yüzyıl Klasik tarzla zirveye çıkılan dönem olmuştur. Günümüzde orjinalliğini kaybetmeden gelen kalemişleri o dönemin sanat anlayışını, desen ve kompozisyonların karaktaristik özelliğini yansıtmaktadır. Kalemişi sanatında; sıva üstü kalemişleri, ahşap üstü kalemişleri yani diğer adıyla edirnekari, taş mermer üstü kalemişleri deri-bezüstü kalemişleri, malakari teknikleri kullanılmaktadır.

1. Sıva üstü kalemişleri: Camii ve türbe gibi yapılarda görülen sıva zeminine sürülen kireç üzerine yapılan tekniktir.

2. Ahşap üstü kalemişi (Edirnekari): Özellikle 15.16 yy dini ve sivil mimarimizde müezzin mahfili tavanlarında ve dolap kapaklarında kullanılan bir tarzdır.

3. Taş ve mermer üstü kalemişleri:Tutkallı toz ve yağlı boya malzemesi uygulanarak yapılan bir  tekniktir.

4. Deri  bez üstü kalemişleri: Ahşap tabla (konstürsiyon) üzerine tutkalla sulandırılmış üstübeç veya litopan sürülerek yağlı boya ve toz boyalar uygulanmaktadır.

5. Malakari kalemişleri: Osmanlı mimarisinde kubbe, tavan ve duvarlarda yapılan alçı kabartması ve boya ile yapılan süsleme tarzı. Mala ile yapılan alçı süsleme denmektedir.

 

Sibel Duman

 

Rastgele Makale

Son iki üç yılda yaşanan gelişmelerden sonra insan kendisini ‘’Ne olacak bu dünyanın hali?’’ demekten alıkoyamıyor. Açıkçası merak ettim: ‘’Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş’’ sözü ne kadar geçerlidir? Hayır, bir geçerliliği yoksa boşu boşuna kullanıp da aforizma israfı yapmayalım.

Devamını oku...