Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Öyle bir noktaya geldik ki, kimseyi sevemiyoruz, hiç birşeye tahammül edemiyoruz. Hep kendi istediğimiz olsun, hep kendi doğrularımız kabul edilsin ve hep ‘ben’ olalım istiyoruz. Kardeşçe, dostça bir kenara; artık insanca yaşamayı bile unutmuş durumdayız. Neden ve nasıl bu noktaya geldik sanırım bir çoğumuz bilmiyoruz. Fakat ne yazık ki acı bir gerçek bu durum.

 

Tüm aile gün içinde ne kadar bir araya gelebiliyor? Yarım saat, bir saat, iki saat; ne kadar? Bence sadece sofraya oturulduğunda herkes bir birinin yüzünü ‘tam’ olarak görebiliyor. Yemeğini bitiren kalkıyor sofradan, kimi bilgisayar başına, kimi kahveye, kimi komşuya, herkes ayrı bir yerlere…

 

Son zamanlardaki bir çok ailenin yansıttığı tablo böyle devam ediyor, hemen hemen her gün gibi… Sonra diyoruz ki, eskiden herşeyin tadı çok daha güzeldi, ahh nerede o eski günler. Oysa kendimiz başta olmak üzere herşey değişmiş; neyin ahını ediyoruz. Biz fırsat veriyor muyuz herşeyin eskisi gibi olmasına. Kaçımız özel günler dışında akraba ziyaretlerine gidiyor, kaçımız nine-dede yanında oturup onların hikayelerini dinliyor? Yalnızlığa alışmış herkes, başkasının söylediği en ufak bir cümleyi bile kaldıramayacak duruma gelmiş bugün ki nesil.

 

Anne-babalarımız çok kalabalık bir ortamda geçirmişler ömürlerini. Şimdiye bakıldığında herkesin evi ayrı, kimse kalabalık bir aile ortamını istemiyor. Yapamam diyor! Eskiler nasıl yapmışlarda, biz yapamıyoruz. Bizim onlardan ne gibi bir fazlalığımız varda, böyle bir istekte bulunmak bugün çok normal geliyor? Bilemiyorum hangisinin doğru olduğunu. Fakat herkesin artık çok yalnız olduğunu görünce, eskiler demek ki daha doğrusunu biliyormuş diyorum kendi kendime…

 

Bir çoğumuz belkide köylerde yaşıyoruz, konu komşuyla aramız nasıl acaba. Onlarla gerçekten anlaşabiliyor muyuz? Ya da onlara karşı anlayışlı ve sabırlı mıyız? Lafta herkes bir biriyle can ciğer kuzu sarması, ama hele bir komşunun tavuğunu – diğer komşunun köpeği yesin! Aman Allah`ım facia, dehşet hepsi bir arada duyulmadık, işitilmedik söz kalmıyor! Yahu kardeşim, madem senin tavuğun bu kadar kıymetli, sahip çık. Başkasının tarlasında ne işi var onun. İkiside hayvan sonuçta, sen sahip çıkmazsan tavuk istediği yere gider, ee ötekide afiyetle yer. Doğanın kanunu bu! Ama hele bir bunu böyle söylemeye kalk komşuya, bak bakalım senden kötüsü var mı artık. Ee hani ‘ev alma, komşu al’ demişlerdi büyüklerimiz. Yalan söylemişler demek ki, ya da biz bunun ne kadar doğru olduğunu unutacak kadar bencilleşmişiz!

 

Herşeyden, herkesten nefret etmek için o kadar çok sebep üretebiliyoruz ki – şaşırılacak bir durum! Birini sevmek için, bu nefret etme çabasının on`da birini harcasak; insanları, doğayı, hayvanları sevmek için o kadar çok sebep bulabiliriz ki… Yapmıyoruz – yapamıyoruz! Nefret etmek, muhattap olmamak daha iyi geliyor belkide bir çoğumuza! Ufacık bir kediye – köpeğe merhamet edemeyecek kadar vicdanı körelmiş bir çoğumuzun. Yolda giderken önümüze bir köpek çıkıyor, çarpıyoruz ve ne yazık ki hiç birşey olmamış gibi yolumuza devam edebiliyoruz. Ne işi var o hayvanın yolda değil mi? Ne yazık ki hepimizin verdiği ortak cevap bu cümle olmuş artık…

 

Söylenecek o kadar söz var ki aslında, ama nasılsa herkes yine bildiğini okumayacak mı? Nasılsa ‘başkasının’ söylediği doğru değil, kendi yaptığımız doğru olacak… Ben bu yüzden yazıma bir başlık bulamadım. Sizler istediğinizi yakıştırın…

 

 

Hatice Sali

Rastgele Makale

       “Herşey yarınlarımız için” diyerek durmadan yeni imkanlar ve yenilikler peşinde koşarız. Onlardan biri de, iyi imkanlar sunan daha doğrusu iyi bir ücret alabilmek için, yurtdışına özelliklede Hollandaya açılmamız…

      Peki istediğimizi alabiliyormuyuz?

Devamını oku...