Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Son yıllarda herkesin dilinde dolaşan bir kelime ‘kriz’. Anlamı “bir toplumun, bir kuruluşun veya bir kimsenin yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran”dır.  Yedi yaşında bir veletin bile hakkında yorum yapabildiği, yaş yahut vasıf demeden herkesin ilgi alanına giren, herkesi ortak noktada birleştiren ve kaynaştıran dinamik bir kelime.

Sokakta hangi vatandaşla karşılaşsanız kriz dediğinizde anlatmaya başlıyor. Cümleten trajikomik bir dönemden geçiyoruz. Bu evreyi biraz olsunanlatan bir yazı fena olmaz diye düşündüm.

 

Herşeyden önce şunu belirtmek yerinde olur. Kriz gençlikle bağdaşmayacak bir tanımdır. Çünkü genç olmak aktif yaşamaktır; hür olmak ve sınırları zorlamaktır. Az sorgulamak, çok hareket etmek, az üretip çok tüketmek, bazende babayı isyana sürükleyinceye kadar iktisadi açıdan sömürmektir. Bir gençten, krizin ülke çapında tüm kurum ve kuruluşlara aksetmiş olan olumsuz etkilerini anlamasını ve kendince önlemler almasını beklemek, bir politikacının verdiği sözü yerine getirmesini beklemekten daha saçmadır. Ama bu, olgun ve aklını başına almış diye tabir edilen kişilerin daha haklı olduğu anlamına gelmez; çünkü unutmayalım ki kriz halk arasında aklı selim diye tabir edilen kişilerin yönetiminin bir ürünüdür. Bir genç doğal olarak gençklikte hayatını doyasıya yaşamak, yapabileceği herşeyi yapmak ve elde etmek ister.

 

Ülkemizin içinde bulunduğu iktisadi bunalımdan en çok etkilenen aileler durum iyiyken tutumlu davranmayıp ayaklarını yorganlarından dışarı uzatmış olan ailelerdir. Geçirdiğimiz bu zorluklu devrede birçok dramatik sahnelere şahit olduk. Yüzbinlerce insan biranda önceden hayalini bile kuramadıkları hâl ve mevkilere geriledi. Belkide son on yılda ilkel yaşam bize hiç bukadar yakın olmamıştı. Faturanın ödenemediği için kesilen elektrik odalarla kalmayıp gençliğin hayallerinide kararttı. Bir dönem hayat o kadar hızlı ve lüks yaşandı ki hiçbir özel danışmanı olmayan sıradan vatandaş bile bu çarkın hep böyle dönmeyeceğini ve bir gün aksayama başlayacağını öngörmeye başlamıştı. Sanırım artık biraz daha düşünceli ve tutumlu yaşamanın vakti geldi. Yarım gün çalışıp, birşey üretmeyip, birinci sınıf dünya ülkeleriyle aynı maaşı alıp ve onlardan daha çok tatil yaparak krize girmemek mümkün mü? Her bolluğun bir kıtlığı olduğunu tarih bir kez daha kaydetti. Her kriz her ülkede aynı sebeplerden doğmayabilir fakat ülkemizde devlet parazitlerinden doğduğu aşikar. Tabi madalyonun iki yüzü var. Şahsen kara günlerin iyi günlere oranla insanlara daha hızlı ve kalıcı dersler verdiği kanaatindeyim. En azından şimdilik hepimiz birşeyi çok iyi öğrendik o da devletin kesinlikle nasıl yönetilmemesi gerektiğidir. Üniversite mezunu gençlerin işsiz kalışı birzamanlar basmakalıp sohbetlerin döndüğü kahvehaneleri artık bilimsel tartışmaların yapıldığı mekanlara dönüştürdü. Bana göre krizin en acı verici iki tablosu sayıları binlerle ifade edilen evsizlerle onsekiz yirmibeş yaş arası her iki gençten birinin işsiz oluşudur.

 

Her nekadar yaşananların bizi her geçen gün biraz daha karamsarlaştırmaya başladığını bilsekte, herkesin kendini ve karşındakini ümitlendirmesi gerektiğinide unutmamak gerekir. Açılmış olan derin yaraların kapanabilmesi için çalışmamız gerektiği kadar disiplinli ve dürüst olmamızda gerekiyor. İthal malların yerine yerli ürünleri tercih etmeli hatta bununla yetinmeyip yerli ürünlerimizi yeni pazarlara ulaştırma ve markalaştırmanın gayreti içinde olmalıyız. Bu ülkeyi yardım paketleri ve kanunlar değil, iyi eğitim görmüş ebeveynlerin yetiştireceği onurlu ve vatanperver bir gençlik kurtaracaktır. Koşullar ne olursa olsun elini taşın altına koyma cesaretini gösteren ve sürekli olarak bi gayret içinde olan kişiler takdire şayandır. Gelecek, zeki, çalışkan, gururlu, özgür ve özgüven sahibi gençlerin olacaktır. 

Yazıma katkılarından dolayı arkadaşım Ümran Macıra şükranlarımı sunarım.

 

 

Coşkun Ahmet

Rastgele Makale

Günümüzde, öğrencilik hayatımızda olsun, iş hayatımızda olsun her gün yeni insanlar ile karşılaşıyoruz, onlarla tanışıyoruz ve onlarla bir şekilde ilişkimiz oluyor. Yeni karşılaştığımız bir insanda ilk test  ettiğimiz şey samimi olup olmadıklarıdır. Samimi olduklarına dair kanaat getirirsek onlara güveniriz, aksi halde ona göre mesafe koyarız.

Devamını oku...