Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Sevgili okurlar, bu yazımda konumuz girişimcilik, yenilikçilik ve iş imkanları. Girişimcilik denilince direk akla gelen yeni iş kurma imkanları ve bu imkanları en yüksek kalitede kullanma becerisi, ayrıca iş alanındaki boşluklardan doğan fırsatları geri çevirmeme ve değerlendirme, hatta ve hatta sıfır noktasında iken bile allem edip kallem edip bir yolunu bulup yoluna devam etme veya başarılı bir ilk adım atabilme.

Tabi ki bütün bu akla gelenlerin olmazsa olmazı eğitim ve teknoloji, hele hele iletişimin bu denli hızlı olduğu bir dünyada yaşıyorken bir girişimcinin eğitim seviyesinin çok yüksek düzeyde olması en önde gelen şartlardan bir tanesi.

Tüm gelişmiş ülkelere bir göz attığımızda, elde ettikleri iş alanındaki başarının altyapısında girişimcilik yattığını gözlemlemekteyiz. Amerika’sından tutun Japonya’sına, İngiltere’sinden tutun Almanya’sına, bu ülkelerin en çok önem verdikleri alan iş dünyası, gelişmiş teknoloji ve yeni beyinler. Bu ilgi ve alaka her alanda göze çarpmakta, örneğin gelişmiş ülkelerin GSYiH* pastasından girişimcilik fonlarına ayırdığı pay epeyce dikkat çekmekte.

Diğer ülkelerin bu tür işleri layıkı ile yaptığı aşikar. Şimdi de, gerçeklerin acı olduğunun farkındalığı ile ve bir o kadar da söylenmesi gerektiğinin mecburiyeti ile yazımın görüngesini biraz değiştiriyorum. Gelelim bizim güzel Batı Trakya’mıza, havasını her gün içimize çektiğimiz ülkemize ve gölgesi sayesinde serinlediğimiz Anavatan’ımıza …

Ülkemiz; Batı Trakya’ya uyguladığı politikasını senelerdir devam ettirmekte. Ekonomik açıdan halkımız hep bir çöküş içerisinde olup, buna dur demek isteyen yeni beyinlere de bir şekilde dur deme uğraşını sürdürmekte. Avrupa Birliği’nin en gelişmemiş bölgesi olan Batı Trakya hala devlet tarafından çıkacak olan ek kalkınma paketi ve istihdam artışı vaatleriyle oyalandırılıyor.

Anavatanımızın da Batı Trakya’ya bakışı hiç farklı değil; senelerdir vekillerin, bakanların hatta başbakanın bile gelip gitmeleri hiç birşeyi değiştirmedi bölgemizde, tencere tava hep aynı hava… Sonu olmayan vaat tenceresinden her seferinde bir kase vaat konuluyor sofraya ve seçmen de her seferinde afiyetle yiyiyor önüne konulanı…

Yazımın sonlarına yaklaşırken  birde bakınca elde avuçta birşey kalmadığını fark ediyoruz. Yalnızız evet genç arkadaşlarım iyi okudunuz yalnızız. Maalesef bugünlere dek ne vatanımızdan ne de Anavatan’ımızdan elle tutulur bir proje gerçekleşmedi.

Tek çaremiz olumsuzluklar içerisinde yolumuza durmaksızın  devam etmek  ve tüm zorluklara rağmen kendi ayaklarımızın  üzerinde durabilmek. Her birimize kolay gelsin, sizler ile çok beğendiğim ve sizlere de ilham vereceğini düşündüğüm gerçek bir hikayeyi paylaşmak istedim.

* (GSYİH) Gayri Safi Yurtiçi Hasılası

 

****

 

Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar.  Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok.  Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.  Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.”  Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?

– Alıyorum.!

– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak?

Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten. 23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler.  Eşi önce “Deli misin bey?” der ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var. O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.  İki tane de sandık yaptırır.  İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar.  Sandıkların üstüne “Kitap İade Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”  Köydeki çocuklar şaşırır.  Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi.  Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek.  Geyikler yerine eşeği var.  Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da. “Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der. Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler.  Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken,  Mustafa’nın eşeği Yüksel, yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

 

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.  Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.  Zenith ve Singer’e mektup yazar:  “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti).  Salı günlerini kadınlar günü yapar.  Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur.  Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye.  Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır.  

Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye.  Sonuçta;  50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir. Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.  2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar.  Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik nedir biliyor musunuz? Bulunduğunuz yere yenilik katmalısınız. Mutlaka adım ve adımlar atmalısınız.  Yaptığınız iş veya işler olduğu yerde durup duruyorsa, sizde bir uyuzluk vardır arkadaşlar. İnsan vardır, dokunduğu yere değer katar; insan vardır, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın,  Nevşehir’den ve bu ülkenin her yerinden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama, olağanüstü adımlar atarak verdiği hizmetlerini halkın unutmadığı; Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.

(alıntıdır)

 

 

Esen kalın, 
İbrahim Ali

 

Rastgele Makale

Yapılan araştırmalara göre günümüzde trafik kazalarının % 60 `ını aşırı hız ve alkolün  etkisinde olan sürücülerin yaptığını görüyoruz.

Bu sayının büyük bir kısmını arkadaşımınız, abimiz, kardeşimiz gibi genç insanların oluşturuyor olması çok üzücü bir olay.

Yaklaşık bir sene önce alkol ve hıza yenik düşen sevdiğim bir arkadaşım aramızdan feci bir şekilde ayrılmıştı. Böyle bir duyguyu ne ben tekrar yaşamak isterim ne de başkalarının yaşamasını.

 

Devamını oku...